“Ev ile yol arasındaki çatışmada geçer hayat; macera ile huzur arasında, kapıdan geçenin ardından gitmek ile evin içinde duranla durmak arasında… Sonra gün geliyor, bir kişi çıkıyor ortaya. Hem yolun hem evin oluyor; hem maceran hem huzurun, kapıdan geçenin ve evde duranın oluyor. Evin içinde bir soluk, yastıkta bir iz, kendi kokuna karışmış bir koku, yanında durunca farkına bile varmadan elini tuttuğun biri oluyor. Evin içinde, hiç de ‘şiirsel’ olmayan bir anda odadan odaya geçişini seviyorsun misal, onu bilişini seviyorsun, bilinmeyi… Kokun kokusuna kardeş oluyor ve gün içinde ne olursa ona anlatmayı geçiriyorsun kafandan daha olurken, her ne oluyorsa. Sonra, günün sonunda onunla kalıyorsun. Gitmiyorsun. Aşk mı bu şimdi? Sevgi mi? Alışmak mı? Artık onu da pek önemsemiyorsun..”
Ece Temelkuran
buralarda bi yerlerde olması lazım aynısından, aramadım.. tekrarladım kendimi.. birgün hayatın anlamınını da yazarsın belki, tekrarlatırsın bize bizi..
“Bu hayat kimin gerçekten? Sanki bu hayatı, bütün bu işleri bir “bitirsen” rahat edip dinlenecekmiş gibi yaşamıyor musun sen de? Patlayana kadar tıkıştırıyorsun hayatı ağzına. Sonra bünye kusmaya başlayınca..
Bir hayat insanın kendi hayatı olsa bu kadar yorabilir mi sahibini hakikaten? Kimse kendi hayatını yaşamıyor muhtemelen. Bu, en iyi ihtimalle bizim kendimize yakıştırdığımız hayat. Yakışıklı duruyor üstümüzde muhakkak. Tahammül ettikçe yürüyor, tahammül bitince bitiyor kendiliğinden. İlaçlar, hayatı iyileştirmiyor, tahammülü yeniliyor; bal gibi biliyorsun.
Bir gün oturup senin kendi hayatının nasıl bir şey olması gerektiğini düşünmeye mecbur olacaksın.
İlaçların pelteleştirdiği ruhun bir gün muhakkak dirilmek isteyecek. Yaralarınla organlarını ayırmak, bu kez gerçekten istediğin gibi bir hayata başlamak zorunda kalacaksın. O zaman, kendi uzunluğunda olacak zaman. Et kendi ısısında. Sabah, sabah gibi olacak. Uyku, uykuya benzeyecek. Belki hiç ummadığın bir şeyi istediğin çıkacak ortaya, belki hiç ummadığın biri olacaksın sonunda. Ama o zaman içinde, şimdi içinde sıkışmış duran, çırpınan kuşlar uçacak. İyiyken iyi olacaksın, kötüyken kötü. Gülünce güleceksin net bir biçimde, ağlayınca… Bitecek, bileceksin.”
ne eski şarkılar nede hatıralar var
ne sende o heyecan ne bende siyah saçlar
ne mümkün o yılları öyle yaşamak tekrar
çok geç
çok geç
artık çok geç..
Artık geçmeliyim tüm kalmaların üzerinden,
Sol adımım sarhoş, sağ adımım yorgun..
Artık gitmeliyim bu hikayeden,
Sağ yanım bitkin, sol yanım vurgun..